Aydın'da Çiftçinin Çilesi
.

AHMET GÖZEN
gozenahmet@gmail.com -Değerli Okuyucularım, Günaydın, iyi haftalar dilerim.
AK Parti iktidarının son 10 yılında çiftçi yerlerde sürünüyor.
Aydın AK Parti milletvekilleri, Sayın Özlem Çerçioğlu’nun eteğine yapışmışlar; Aydın Büyükşehir Belediyesinin yatırımları ile bir o yana bir bu yana savruluyorlar. Çiftçiyi de düşünen yok.
Çünkü Aydın çiftçisinin kendi içinden yetişmiş, eskiden Sayın Rıza Posacı vardı. Şimdilerde ise AK Parti Aydın milletvekillerini incelersek:
- Seda Sarıbaş: Eski manken, Samsunlu-Trabzonlu.
- Sayın Ömer Özmen: Avukat, Denizlili.
- Sayın Mustafa Savaş: Bankacı, Çineli, hayatı Ankara’da geçmiş.
- AK Parti Aydın İl Başkanı Sayın Mehmet Erdem: Tüccar, elektrik mühendisi, Aksekili.
Bu tablodaki milletvekillerinin ve il başkanının, çiftçinin sorunlarını temelden anlayacak durumları yok.
AYRICA AYDIN LI DA DEĞİLLER.
Çünkü biri manken Seda Sarıbaş, biri avukat Ömer Özmen, diğeri bankacı Mustafa Savaş, il başkanı Mehmet Erdem ise elektrik mühendisi ve tüccar...
Bu arkadaşlar gübreden anlamazlar, topraktan anlamazlar.
Hayvan damına girseler hayvanın gübresini bile temizleyemezler, yem veremezler. Anlayacağınız; bu kişiler mi çiftçinin derdini Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a götürecek?
Sayın Rıza Posacı’nın milletvekili olduğu dönemlerde, kendisi Sayın Cumhurbaşkanımızın karşısına geçer, çatır çatır Aydın çiftçisinin dertlerini anlatır ve problem çözerdi.
Şimdi yukarıda saydığım değerli arkadaşlar Sayın Tayyip Erdoğan'ın karşısına geçseler ağızlarını açamazlar.
Bugüne kadar Aydın çiftçisinin hangi sorununu çözmüşler? İşleri güçleri Sayın Özlem Çerçioğlu’nun arkasına saklanıp, resim çektirip iş yaptıklarını sanmak!
Hele manken milletvekili Seda Sarıbaş’ın, gazetecileri mahkemeye vermekten başka ne yapıyor.
TBMM’ye bugüne kadar hangi kanun teklifini vermiş? Kocaman bir hiç!
Aydın çiftçisi kendisini yok hükmünde görüyor.
Aydın'da çiftçinin temsilcisi olan Rıza Posacı olsaydı, Aydın çiftçisi asla yetim kalmazdı.
GELELİM ÇİFTÇİMİN SORUNLARINI YAZMAYA...
Buğdayın Bereketinden Pamuğun Çilesine: Çiftçinin Kara Düzeni!
Anadolu toprağı bin yıllardır cömerttir. Ekersin verir, emek verirsin karşılığını sunar. Ancak bugün gelinen noktada o bereketli toprakların üzerinde alın teri döken çiftçimiz, tarihinin en ağır ekonomik darboğazlarından birini yaşamaktadır.
Rakamlar yalan söylemez. Hafıza unutabilir ama cebi boşalan, gübre alamayan, mazot koyamayan, traktörünün kontağını çevirmeye korkan çiftçi yaşadıklarını asla unutmaz.
Gelin, çok uzağa değil, 2002 yılına dönelim ve bugünün acı tablosuyla karşılaştıralım:
2002 yılında buğdayın tonu yaklaşık 280 TL idi. Aynı dönemde bir çeyrek altın yaklaşık 20 TL seviyesindeydi.
Çiftçi yalnızca 71,5 kilogram buğday sattığında bir çeyrek altın alabiliyor, emeğinin karşılığını alabiliyor, geleceğine güvenle bakabiliyordu.
Bugün ise buğdayın tonu yaklaşık 16 bin 500 TL. İlk bakışta büyük bir artış gibi görünüyor. Ancak aynı dönemde çeyrek altının fiyatı yaklaşık 10 bin 300 TL'ye ulaştı. Artık bir çeyrek altın alabilmek için yaklaşık 624 kilogram buğday satmak gerekiyor.
Bu tablo, çiftçinin alım gücünün yıllar içinde ne kadar büyük ölçüde eridiğini açıkça ortaya koyuyor.
Üstelik mesele sadece buğday da değil...
Bir zamanlar "beyaz altın" olarak anılan pamuk, Aydın Ovası'nın bereketi ve Türkiye ekonomisinin lokomotif ürünlerinden biriydi. Bugün ise pamuk üreticisi de aynı çıkmazın içinde.
Tohum, gübre, ilaç, elektrik, sulama ve işçilik maliyetleri katlanırken, üreticinin eline geçen kazanç aynı oranda artmıyor. Birçok üretici pamuğunu zararına satıyor, bazıları ise tarlasını ekmekten vazgeçiyor.
Aydın'ın verimli ovalarında pamuk ekim alanlarının daralması bunun en somut göstergesidir.
Üretimin en önemli aracı olan traktör ise artık çiftçinin ulaşamayacağı bir hayale dönüştü.
2002 yılında yaklaşık 24 bin 500 TL olan bir traktör, 87,5 ton buğday satılarak alınabiliyordu. Bugün benzer özellikte bir traktörün fiyatı yaklaşık 3 milyon 500 bin TL'ye ulaştı. Aynı traktörü alabilmek için yaklaşık 212 ton buğday satılması gerekiyor.
Şimdi soruyorum...
Mazot bu kadar pahalıyken, gübre fiyatları katlanmışken, sulama maliyetleri artmışken çiftçi bu kadar ürünü nasıl üretecek? Nasıl kazanacak? Nasıl yatırım yapacak?
Buradan özellikle Aydın milletvekillerine sesleniyorum:
Aydın çiftçisinin hali ortadayken gerçekten tarlalara gidip üreticiyi dinliyor musunuz? Yoksa günlük siyasi tartışmaların içinde,
Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun faaliyetlerinin arkasına saklanarak, onun gölgesinde gerçek sorunları görmezden mi geliyorsunuz?
Çiftçinin feryadını kim dile getirecek? Pamuk üreticisinin, incir üreticisinin, zeytin üreticisinin, buğday üreticisinin sesini kim duyacak?
Aydın, Türkiye'nin en önemli tarım kentlerinden biri olmasına rağmen üretici her geçen gün daha da yalnız bırakılıyor.
Girdi maliyetleri artıyor, kazanç düşüyor, borç büyüyor. Çiftçi toprağından koparsa yalnız Aydın değil, bütün Türkiye kaybeder.
Tarım politikalarının yeniden üreticiyi merkeze alan bir anlayışla şekillenmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur. Üreticiyi ithalata mahkûm eden anlayış sürdükçe ne enflasyon düşer ne de sofralardaki hayat pahalılığı sona erer.
Son söz...
Çiftçi batarsa şehir aç kalır. Çiftçi üretmezse ülke dışa bağımlı hale gelir.
Bu gerçeği görmek istemeyenler Ankara'nın klimalı makam odalarından çıkıp Aydın Ovası'na, Söke'nin pamuk tarlalarına, Nazilli'nin incir bahçelerine, Koçarlı'nın zeytinliklerine baksın.
Orada sadece ürün değil, umut da kuruyor.
Vah benim çiftçim vah... Seni bu hale getirenler bir gün mutlaka bunun hesabını tarih önünde verecektir.
AMA AYDIN ÇİFTÇİSİ SANDIK YAKIN SANDIKTA GÖRÜŞÜRÜZ DİYOR SADECE AYDIN ÇİFTÇİSİ DEĞİL TÜRK ÇİFTÇİSİDE AYNI ŞEYLERİ SÖYLÜYOR.