04 Kasım 2026 - Çarşamba

Erman Çetin’in Röportajında Organize Kötülük Hareketi Çıkışı

Aydın’ın gelişmesini istemeyen, kentin geleceğini kendi çıkarlarına göre şekillendirmeye çalışan bir anlayışla mücadele etmek, hepimizin sorumluluğudur.

Yazar - Mehmet Emre Genç
Okuma Süresi: 4 dk.
35 okunma
Mehmet Emre Genç

Mehmet Emre Genç

-
Google News

Aydın’da yıllardır süregelen bir tartışma var: Kentin gelişmesini gerçekten isteyenler ile mevcut düzenin değişmesini istemeyenler arasındaki mücadele.

Ben bu anlayışı Organize Kötülük Hareketi (OKH) olarak tanımlıyorum.

Bu hareketin temelinde, Aydın’ın büyümesini değil, belirli çevrelerin mevcut konumlarını korumasını önceleyen bir anlayış olduğunu düşünüyorum. Kentin ekonomik olarak gelişmesi, yeni yatırımların gelmesi, yerel yönetimlerin güçlenmesi, siyasetin daha etkin hale gelmesi ve yerel medyanın bağımsız biçimde büyümesi, bu anlayışın karşısında bir tehdit olarak görülüyor.

Çünkü güçlü bir Aydın, daha fazla söz sahibi olan insanlar demektir. Güçlü bir yerel medya, daha fazla sorgulama ve denetim demektir. Güçlü sivil toplum kuruluşları, daha fazla temsil ve katılım demektir. Gelişen bir ekonomi ise mevcut güç dengelerinin değişmesi anlamına gelir.

Peki, Aydın’ın gelişmesini kim, neden istemez?

Bir kentin yatırım almasını, gençlerine iş imkânı sunmasını, spor kulüplerinin başarıya ulaşmasını, yerel yönetimlerin daha iyi hizmet vermesini kim istemez? Siyasetin daha nitelikli hale gelmesinden, sivil toplumun güçlenmesinden ve yerel medyanın büyümesinden kim rahatsız olur?

Bu soruların yanıtını ararken, bazı çevrelerin kendi çıkarlarını kentin ortak menfaatlerinin önünde tuttuğu iddiasını da göz ardı etmemek gerekiyor.

Aydın’da yalnızca ekonomik gücün değil, karar alma mekanizmalarının da belirli çevrelerin etkisinde kalması tehlikesi üzerinde durulmalı. Kamu kurumlarında görev yapan yöneticilerin liyakatleri, başarıları ve hizmetleri yerine, kimlerle yakın oldukları üzerinden değerlendirilmesi kabul edilemez.

Kamu kurumları hiç kimsenin kişisel nüfuz alanı değildir. Bir yöneticinin görevde kalması ya da başka bir yere atanması, kişisel beklentilere değil, kamu yararına ve hukuka dayanmalıdır.

Aynı şekilde, siyasette kimin yükseleceğine, hangi sivil toplum kuruluşunun güçleneceğine ya da hangi gazetecinin sesinin duyulacağına karar verme hakkı da hiçbir kişi veya grubun tekelinde olamaz.

Aydın’ın küçülmesini, dar bir çevrenin kendi konumunu korumasını ve kentin geleceğinin belirli isimlerin onayına bağlı kalmasını kabul etmek zorunda değiliz.

Bu nedenle mesele yalnızca bir siyasi tartışma değildir. Mesele, Aydın’ın nasıl bir kent olacağıdır.

Aydın, birkaç kişinin çıkarına göre şekillenen bir kent mi olacak, yoksa herkesin söz sahibi olabildiği, yatırım alan, üreten ve gelişen bir kent mi?

Onun ardından Aydın’ın sorunlarını konuşmak, kentin geleceğine dair düşünmek ve kamuoyunu ilgilendiren meseleleri gündemde tutmak, gazetecilik sorumluluğunun bir parçasıdır.

Organize kötülük olarak tanımladığım bu anlayışın karşısında durmanın yolu ise yalnızca eleştirmekten geçmiyor. Daha güçlü bir yerel medya, daha etkin sivil toplum kuruluşları, daha nitelikli siyaset ve daha şeffaf bir kamu yönetimi için mücadele etmek gerekiyor.

Erman Çetin’i saygıyla anarken, geride bıraktığı gazetecilik mirasının Aydın’ın ortak geleceğine katkı sunmasını diliyorum.

Aydın’ın büyümesini, güçlenmesini ve hak ettiği yere gelmesini istemek, bu kente karşı sorumluluğumuzdur.

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.